Kelime kaybolduğunda yalnız ses eksilmez, mana da sarsılır. Bir millet önce kavramlarını gevşetir, sonra idrakini yitirir. Dil, görünmeyen vatandır. Onu kaybeden, toprağı üzerinde dursa da köksüzleşir.
Bugün mesele “detay mı ayrıntı mı” gibi yüzeyde görünen bir tercih değildir. Asıl mesele, düşüncenin hangi kelimeyle yürüdüğüdür. Çünkü kelime, fikrin evidir. Ev yıkılırsa fikir rüzgâra açık kalır.
Bir zamanlar bu millet “buhran” diyerek krize kendi sesiyle cevap verdi. “Medeniyet” diyerek başka bir dünyanın kavramını kendi ruhunda yeniden yoğurdu. Bu büyük kabiliyetti. Şimdi neden aynı irade gösterilmesin?
Akademi deniyor. Oysa bizim tarihimizde ilim, mabet vakarına sahipti. Medrese sadece bina değildi; usuldü, ahlaktı, disiplin idi. İsim değişince mana da eksiliyor. Çünkü her kelime ardında bir dünya taşır.
Batı’dan alınan her kavramı ilerleme sanmak zihinsel teslimiyettir. İlerleme taklitle değil, kökten yükselişle olur. Dilini küçümseyen, kendini küçümser.
Türkçe yorgun değildir. Yalnız ihmale uğramıştır. Onu ayağa kaldıracak olan, yeniden kavram üretme cesaretidir. Dilimizi korumak geçmişe kapanmak değildir; geleceği yerli düşünceyle kurmaktır.
Bir milletin ruhu konuştuğu kelimelerde saklıdır. Eğer o kelimeler başkasının ikliminden esmeye başlarsa, kendi iklimimiz kurur. Asıl mesele budur.