Dur bir dakika.
Şu satırları oku.
Dikkatle oku.
Kızın etek giydi, gözlerin kaydı.
Pantolon giydi, yine kaydı.
Başı açıktı “ayartıyor” dedin.
Başı kapalıydı “acaba altında ne var” dedin.
Sen bu mu oldun?
Otobüste iki kişi kaldınız.
Kolunu sıktın.
Kalabalıkta fırsatı buldun.
Ellerin bir anda özgürleşiverdi.
Sonra eve gittin.
Eline su döken annen miydi?
Kız çocuğu okula gitmesin dedin.
Hasta olunca bağırdın:
“Kadın doktor yok mu bu hastanede?”
Düşün biraz.
Sadece biraz.
O sofrayı kim kurdu?
Sabahın körü kalktı.
Ekmeği o aldı, çorbayı o pişirdi, çayı o demledi.
Sana “geç uyu” dedi, kendisi uyumadı.
Üşüdüğünde üstünü örten eldi o eller.
Ağladığında “erkek ağlamaz” demedi.
Sırtını sıvazladı.
O eller şimdi nerede?
Tarih boyunca kadını yaktınız.
Mülk saydınız, meta saydınız, araç saydınız.
İstediğinizi vermeyince yok ettiniz.
Ve her sabah kalktınız.
Kahvaltı masasına oturdunuz.
Hiç sormadınız: “Bu ellere ne borçluyum?”
Bir şey soracağım.
Cevap ver.
Dürüstçe cevap ver.
Seni bu dünyaya getiren, ilk adımını tutan, ilk harfi öğreten, ilk acını paylaşan…
O da bir kadın değil miydi?
O zaman söyle bana.
Hangi hakla?
Hangi hakla?