Bir şehrin başkentliği, geçmişteki rolüyle olduğu kadar geleceğe dair taşıdığı kapasiteyle de ölçülür. Ankara’nın Türk tarihindeki yeri, bu iki alanı birlikte taşıyabilmiş olmasından kaynaklanır. Geçmiş, Ankara’ya ağır bir yük bırakmıştır; gelecek ise bu yükü nasıl taşıyacağını sormaktadır. Ankara, bu soruya hazır olan nadir merkezlerden biridir.
Karar ahlâkı, ancak süreklilik kazandığında anlamlıdır. Ankara’nın tarih boyunca geliştirdiği karar verme biçimi, yalnız belirli dönemlere özgü bir refleks değildir. Bu biçim, devletin değişen şartlara rağmen ölçüyü kaybetmemesini sağlayan bir zemindir. Ankara, bu zemini muhafaza edebilmiş; sert dönüşümlerde bile dengeyi tamamen yitirmemiştir. Bu muhafaza, başkentliğin asıl gerekçesidir.
Gelecek açısından bakıldığında Ankara’nın en büyük avantajı, aceleci olmamasıdır. Hız çağında bu özellik bir kusur gibi görülebilir. Oysa hızın yıprattığı, kararları yüzeyselleştirdiği bir dünyada, Ankara’nın yavaşlığı bir direnç noktasıdır. Bu direnç, yeniliğe kapalı olmak değil; yeniliği taşıyabilecek hızda ilerlemektir. Ankara, bu ayarı yapabilme tecrübesine sahiptir.
Başkentlik, bu nedenle Ankara için bir sonuç değil; bir sorumluluk alanıdır. Bu sorumluluk, yalnız bugünü yönetmek değil; yarının hatalarını bugünden sınırlayabilmektir. Ankara’nın tarihî hafızası, bu sınırlamayı mümkün kılar. Geçmişte yaşanan kırılmalar, yanlış kararların nelere mal olduğunu öğretmiştir. Bu öğretinin kurumsallaşmış hâli, Ankara’da yaşamaktadır.
Ankara’nın geleceğe taşıdığı karar ahlâkı, kişilere bağlı bir miras değildir. Bu ahlâk, kurumlar, alışkanlıklar ve tarih bilinciyle beslenir. Kişiler değişir, dönemler kapanır; fakat Ankara’da kararın ağırlığı değişmez. Bu değişmezlik, katılık değil; istikrar üretir. İstikrar, modern devletlerin en zor elde ettiği değerdir.
Bu nedenle Ankara’nın başkentliği, tartışmaya açık bir tercih değildir. Bu başkentlik, tarih boyunca defalarca sınanmış bir yeterliliğin resmî ifadesidir. Ankara, zor kararları alabilmiş, bu kararların bedelini taşımış ve sonuçlarıyla yaşamayı kabul etmiştir. Tarih, bu kabulü nadiren ödüllendirir. Ankara, bu nadir ödülü hak etmiş merkezlerden biridir.
Son hüküm açıktır ve sakince söylenmelidir:
Ankara, Türk tarihinin en gürültülü şehri değildir.
Ama Ankara, en ağır kararların verilebildiği şehirdir.
Başkentlik, tam da bu yüzden Ankara’ya yakışır.
Çünkü başkent, bağıran değil; tartabilen merkezdir.
Ve Ankara, yüzyıllardır bunu yapmaktadır.