Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji Kim Kimdir?
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı

Talat Paşa Aydemir

ANKARA SAVAŞI VE TÜRK DEVLET AKLININ EN AĞIR İMTİHANI
9 Ocak 2025 Perşembe

Ankara Savaşı, Türk tarihinin en çok anılan ama en az düşünülen kırılmalarından biridir. Bu hadise çoğu zaman bir askerî mağlubiyetin ötesine taşınmaz; oysa mesele, orduların yenilmesi değil, merkezin sarsılmasıdır. Türk tarihini ayakta tutan ana unsur, belirli bir hanedanın gücü değil, merkez fikrinin sürekliliğidir. Ankara Savaşı bu fikri sınamış, fakat ortadan kaldırmamıştır.

Türk devlet geleneğinde savaş, yalnız meydanda kazanılmaz ya da kaybedilmez. Asıl savaş, savaştan sonra verilir. Ankara Ovası’nda yaşanan mağlubiyetin ağırlığı, ordunun dağılmasında değil, devlet aklının çözülme ihtimaliyle karşı karşıya kalmasındadır. Bu ihtimal, Türk tarihinin önceki dönemlerinde de yaşanmış, fakat her seferinde başka yollarla aşılmıştır. Ankara Savaşı’nı tarih içinde benzersiz kılan şey, bu çözülme riskinin devletin merkezinde yaşanmış olmasıdır.

Bu savaşın Ankara’da vuku bulması tesadüf değildir. PDF’de de açıkça görüldüğü üzere Ankara, tarih boyunca yolların, orduların ve idari yapıların kesiştiği bir merkezdir. Böyle merkezlerde yaşanan yenilgiler, uçlarda yaşananlardan çok daha derin sonuçlar doğurur. Çünkü merkez sarsıldığında, yalnız askerî yapı değil, meşruiyet zemini de sarsılır. Ankara Savaşı’nın ardından yaşanan fetret, işte bu sarsıntının doğal sonucudur.

Ancak burada kritik bir ayrım yapılmalıdır. Fetret, mutlak bir çöküş değildir. Fetret, merkezin geçici olarak askıya alınmasıdır. Devletin tamamen dağılması ile devletin nefes almak üzere geri çekilmesi arasında büyük fark vardır. Ankara Savaşı sonrasında yaşanan süreç, ikinci duruma daha yakındır. Osmanlı Devleti bu dönemde sınanmış, parçalanma ihtimaliyle yüz yüze gelmiş, fakat tarih sahnesinden silinmemiştir. Bu durum, Türk devlet geleneğinin dayanıklılığını gösteren en somut örneklerden biridir.

Ankara’nın bu süreçteki rolü, yalnızca savaşın yaşandığı mekân olmakla sınırlı değildir. Ankara, fetret boyunca bir denge alanı işlevi görmüştür. Siyasî otoritenin zayıfladığı, hanedan içi mücadelenin arttığı bu dönemde Ankara, uçlardaki savrulmadan uzak bir merkez olarak varlığını sürdürmüştür. Bu, PDF’de aktarılan tarihî süreklilikle de örtüşen bir durumdur. Ankara’nın farklı dönemlerde yeniden öne çıkması, bu denge kapasitesinden kaynaklanır.

Burada şu gerçek net biçimde ortaya çıkar: Ankara Savaşı, Türk devletinin sonu değil, kendini yeniden düşünmeye zorlandığı bir eşiktir. Bu eşikte devlet yalnız askerî tedbirlerle değil, toplumsal ve manevî unsurlarla da ayakta kalmıştır. Savaşın ardından ortaya çıkan boşluk, yalnız kılıçla doldurulmamış; aynı zamanda şuurla, sabırla ve süreklilik bilinciyle dengelenmiştir.

Bu noktada Ankara’nın tarih içindeki sessiz gücü yeniden görünür hâle gelir. Ankara, fetihlerin coşkusunu değil; yeniden toparlanmanın soğukkanlılığını temsil eder. Bu temsil, yüzyıllar sonra Millî Mücadele’de tekrar sahneye çıkacak, aynı şehir bir kez daha devletin kaderini taşıyacaktır. Ankara Savaşı ile Millî Mücadele arasındaki bu zihnî akrabalık, rastlantı değildir. Tarih, aynı rolü taşıyabilen şehirleri tekrar tekrar çağırır.

Ankara Savaşı’nın cereyan ettiği coğrafya, savaşın anlamını belirleyen asli unsurlardan biridir. Çubuk Ovası, sıradan bir meydan değildir; Orta Anadolu’nun merkezinde, ikmal ve hareket kabiliyeti bakımından kritik bir sahadır. PDF’de de görüldüğü üzere Ankara, tarih boyunca askerî yolların ve idari geçişlerin düğümlendiği bir noktada yer almıştır. Bu nedenle burada yaşanan bir yenilgi, yalnızca cephedeki kuvvetleri değil, merkezle çevre arasındaki ilişkiyi de etkiler. Merkez sarsıldığında, uçlar savrulmaya başlar; fetretin ruhu da tam burada ortaya çıkar.

Savaşın ardından yaşanan çözülme, tek bir nedene indirgenemez. Ordunun dağılması, beylerin saf değiştirmesi, ikmal sorunları ve siyasî rekabetler bir araya gelmiştir. Ancak bütün bu unsurların üzerinde belirleyici olan, merkezî otoritenin askıya alınmasıdır. Ankara Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan boşluk, devletin yönetilemez hâle gelmesiyle değil; devletin yeniden nasıl yönetileceğinin belirsizleşmesiyle ilgilidir. Bu belirsizlik, Türk tarihinin önceki dönemlerinde de görülmüş; fakat her seferinde farklı araçlarla aşılmıştır.

Ankara’nın bu süreçteki rolü, uçlardaki savrulmayı dengeleyen bir merkez olarak belirginleşir. Fetret Devri boyunca siyasî güç parçalanmış olsa da, coğrafyanın sunduğu imkânlar ve yerleşik düzen, Ankara’nın tamamen işlevsizleşmesini engellemiştir. PDF’de yer alan tarihsel süreklilik, Ankara’nın Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan çizgide idari ve lojistik bir merkez olma vasfını koruduğunu göstermektedir. Bu vasıf, savaş sonrasında da şehrin ayakta kalmasını sağlamıştır.

Bu noktada fetretin yalnız siyasî değil, toplumsal bir hâl olduğu görülür. Merkezî otoritenin zayıfladığı dönemlerde toplumun tamamen dağılmaması, devlet geleneğinin en önemli dayanaklarından biridir. Ankara, bu toplumsal sürekliliğin korunabildiği alanlardan biri olmuştur. Siyasî çekişmeler devam ederken, gündelik hayatın, ticaretin ve yerleşik düzenin tamamen kopmaması, devletin yeniden toparlanabileceği bir zemin bırakmıştır. Bu zemin, uçlarda değil; merkezde mevcuttur.

Bu bağlamda Ankara Savaşı sonrası yaşanan süreç, Türk devlet aklının esnekliğini gösterir. Esneklik, zayıflık değildir. Aksine, değişen şartlara uyum sağlayabilme kabiliyetidir. Devletin merkezî yapısı geçici olarak askıya alınmış, fakat merkez fikri terk edilmemiştir. Ankara’nın tarih boyunca tekrar tekrar sahneye çıkmasının nedeni, işte bu fikrin mekânsal karşılığını taşımasıdır.

Savaşın ardından ortaya çıkan manzara, devletin yalnız askerî tedbirlerle ayakta kalamayacağını açıkça göstermiştir. Bu dönemde toplumsal ve manevî unsurların önemi artmıştır. Ankara, bu unsurların bir araya gelebildiği bir merkez olarak öne çıkar. Siyasî otoritenin zayıfladığı bir dönemde, düzenin tamamen çökmemesi, yalnız idari değil, ahlakî ve manevî bağların da varlığını sürdürmesine bağlıdır. Bu bağlar, Ankara gibi yerleşik merkezlerde daha güçlüdür.

Ankara’nın bu dönemdeki ağırlığı, doğrudan bir iktidar merkezi olmasından değil; dengeleyici bir alan olmasından kaynaklanır. Burada ne uçlardaki fevrîlik ne de merkezdeki katılık hâkimdir. Bu orta hâl, Türk tarihinin kriz dönemlerinde sıkça başvurduğu bir tutumdur. Ankara Savaşı sonrasında yaşanan fetret, bu tutumun yeniden devreye girdiği bir dönem olarak okunmalıdır.

Bu okuma, Ankara’nın tarih içindeki rolünü daha net kılar. Ankara, zaferlerin şehri olmaktan çok, yeniden toparlanmanın mekânıdır. Bu mekân, savaşın yarattığı sarsıntıyı soğurmuş, devletin tamamen dağılmasını engellemiştir. Bu engelleme, tek bir kararın ya da şahsiyetin eseri değildir; uzun bir tarihsel birikimin sonucudur. PDF’nin sunduğu tarihî çerçeve, bu birikimin sürekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Fetret Devri’nin Ankara’daki karşılığı, yalnızca siyasî bir belirsizlik değildir. Bu dönem, devletin merkezî iradesi zayıflarken toplumun nasıl ayakta kaldığını gösteren bir imtihandır. Türk tarihinin kırılma anlarında belirleyici olan, orduların geçici olarak dağılması değil; toplumun bütünüyle çözülüp çözülmediğidir. Ankara Savaşı sonrasında yaşanan fetret, bu açıdan dikkatle okunmalıdır. Çünkü burada görülen şey, tam bir kopuş değil; sarsıntı içinde devam eden bir hayat düzenidir.

Ankara’nın bu süreçteki önemi, siyasî iktidarın doğrudan burada toplanmasından kaynaklanmaz. Aksine, Ankara’nın asıl ağırlığı, gündelik düzenin bütünüyle kopmamasında yatar. PDF’de Ankara’nın tarih boyunca idari ve yerleşik bir merkez olarak varlığını sürdürdüğü açıkça görülür. Bu süreklilik, fetret yıllarında da kendini hissettirmiştir. Siyasî çekişmeler sürerken, şehir hayatının tamamen çözülmemesi, devletin yeniden toparlanabileceği bir zemin bırakmıştır.

Bu zemin, yalnız ekonomik ya da idari değildir. Aynı zamanda manevîdir. Devletin merkezî yapısı askıya alındığında, toplumun kendini tutabildiği dayanaklar daha görünür hâle gelir. Ankara’da bu dayanakların başında, irfan ve toplumsal ahlâk gelir. Bu unsurlar, fetretin kaotik etkisini sınırlamış, dağılmayı geciktirmiştir. Bu gecikme, devletin yeniden kurulabilmesi için hayati önemdedir.

Burada Ankara’nın tarih içindeki bir başka özelliği ortaya çıkar. Bu şehir, kriz zamanlarında aşırılıklara savrulmaz. Ne tam bir isyan alanına dönüşür ne de bütünüyle suskunlaşır. Ankara’nın tutumu, Türk devlet geleneğinin sıkça başvurduğu orta yol anlayışıyla örtüşür. Bu anlayış, ani tepkilerden çok, beklemeyi ve dengeyi esas alır. Fetret Devri’nde Ankara’nın ayakta kalabilmesi, bu tutumun mekâna yansımış hâlidir.

Bu bağlamda manevî unsurların rolü daha iyi anlaşılır. Fetret döneminde devletin resmî kurumları zayıflamışken, toplumu bir arada tutan gayriresmî yapılar önem kazanır. Ankara, bu yapıların etkili olabildiği merkezlerden biridir. Bu etki, tarihî belgelerde doğrudan siyasî kararlar olarak görünmez; fakat toplumsal süreklilik olarak hissedilir. PDF’de aktarılan tarihî çerçeve, Ankara’nın bu tür geçiş dönemlerinde tamamen sahneden çekilmediğini göstermektedir.

Bu noktada Ankara’nın manevî iklimi, tarihî sürekliliğin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Şehrin daha sonraki yüzyıllarda yetiştirdiği ve bağrında barındırdığı manevî şahsiyetler, bu iklimin tesadüfî olmadığını düşündürür. Ankara, fetret gibi zor dönemlerde yalnız siyasî değil, ahlakî bir merkez olma vasfını da taşımıştır. Bu vasıf, devletin yeniden ayağa kalkmasında dolaylı ama belirleyici bir rol oynamıştır.

Bu çerçevede Ankara’daki manevî sürekliliğin sembol isimlerinden biri olarak Hacı Bayram Veli anılabilir. Onun yaşadığı dönem, fetretin doğrudan ardından gelen toparlanma sürecine denk düşer. Bu isim üzerinden yapılan yorumlar, Ankara’nın yalnız siyasî değil, manevî bir merkez oluşunu da anlamaya yardımcı olur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Bu etki, tek bir şahsiyetle sınırlı değildir. Asıl belirleyici olan, Ankara’nın böyle bir manevî etkiyi taşıyabilecek bir toplumsal zemine sahip olmasıdır.

Bu zemin, Ankara’nın tarih boyunca bir yerleşim ve idare merkezi olmasının doğal sonucudur. Uzun süreli yerleşim, toplumsal bağları güçlendirir; bu bağlar da kriz zamanlarında çözülmeyi yavaşlatır. Ankara Savaşı sonrası yaşanan fetret, bu bağların sınandığı bir dönemdir. Bağlar kopmamış, yalnız gevşemiştir. Devletin yeniden toparlanabilmesi, bu gevşemenin kopuşa dönüşmemesi sayesinde mümkün olmuştur.

Buradan bakıldığında Ankara Savaşı’nın Türk tarihindeki yeri daha net anlaşılır. Bu savaş, bir son değil; uzun bir aradır. Bu aranın yönetilebilmesi, merkez fikrinin tamamen terk edilmemesine bağlıdır. Ankara, bu fikrin mekânsal taşıyıcısı olarak tarih sahnesinden çekilmemiştir. Bu durum, yüzyıllar sonra Millî Mücadele döneminde yeniden karşımıza çıkacaktır.

Ankara’nın 1920’lerde tekrar merkez hâline gelmesi, bu nedenle ani bir tercih değildir. Bu şehir, daha önce de devletin en zor anlarında denge sağlayabilmiş bir merkezdir. Fetret Devri ile Millî Mücadele arasında kurulan zihnî bağ, Ankara’nın tarihî rolünü açıklayan anahtar unsurlardan biridir. Devlet çökerken değil; yeniden kurulurken Ankara sahneye çıkar

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
OVA
YAZARLAR
Dağıstan Türkmen
Dağıstan Türkmen
Orta Asya açılımında stratejik bir eşik
İzzet Sevimli
İzzet Sevimli
Tarımda bugün konuşmamız gereken mesele
Talat Paşa Aydemir
Talat Paşa Aydemir
BAŞKENTLİĞİN NİHAİ GEREKÇESİ: KARAR AHLAKININ GELECEĞİ
Erkan Zorlu
Erkan Zorlu
Sessiz izleme çağında istihbarat
Oylum Demiray
Oylum Demiray
Geçiş süreci nasıl olacak?
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
Eşit yurttaşlık safsatası neyin hesabı
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Türkiye'nin aktif dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru Buluyorum
Yanlış Buluyorum
Fikrim Yok

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji
KünyeKünye FacebookFacebook TwitterTwitter Günün HaberleriGünün Haberleri